UNICEF’in yayımladığı son rapora göre, okul çağındaki her 10 çocuktan biri obeziteyle karşı karşıya. 188 milyon çocuğun yaşamını tehdit eden hastalıklar için yüksek risk altında olduğuna dikkat çekilen raporda, 2000 yılından bu yana 5-19 yaş aralığında obezite oranının yüzde 3’ten yüzde 9,4’e yükseldiği, düşük kiloluluk oranının ise gerilediği belirtildi. UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, aşırı işlenmiş gıdaların meyve, sebze ve proteinin yerini aldığını vurgularken, hükümetlere besleyici gıdaya erişim için adım atma çağrısı yaptı.
“Obezite bir yoksulluk hastalığıdır”
Türk Tabipleri Birliği (TTB) de obezitenin giderek derinleşen bir halk sağlığı krizi olduğuna dikkat çekti. TTB, obezitenin yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını, düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, yüksek enflasyon ve sağlıklı gıdaya erişim engelleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek “Obezite bir yoksulluk hastalığıdır” dedi. Açıklamada, tedavi odaklı yaklaşımların yetersiz kaldığı, koruyucu sağlık hizmetleri ve adil gıda politikalarının acilen hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı.
Yoksulluk derinleştikçe sağlıklı beslenme imkânları daralıyor, sofralarda ucuz ve işlenmiş gıdalar yer buluyor. Bu nedenle obezite, yalnızca bedende biriken yağ değil, toplumda biriken adaletsizliğin göstergesi olarak görülüyor.
"Türkiye, 2030'da en yüksek obezite oranına sahip ülke olacak"
Dünya Obezite Atlası’na göre 2030 yılında Türkiye’nin en yüksek obezite oranına sahip ülke olacağı öngörülüyor. Özellikle kadınlarda bu oranın yüzde 55’e ulaşacağı tahmin ediliyor. Uzmanlar, sosyal medyanın yeme bozuklukları üzerindeki etkisine dikkat çekerken, gençler arasında obezite oranlarının hızla arttığını kaydediyor.
Tüm bu veriler, obezitenin insanların iradesine indirgenemeyecek ölçüde ekonomik ve politik nedenlerle bağlantılı olduğunu gösteriyor.